top of page

Kapılar

Güncelleme tarihi: 1 Eki 2020


ree

Başlangıçta kaç yol vardı?

Başlangıçta iki yol vardı. Hangisini seçeceğine karar veremiyordu. Hangisini seçmeliyim diye düşündü. Acaba sonunda ne vardı yolların? Hangisi gerçekten kendi benliğine bir kapı aralayacaktı. Ya da bunu istiyor muydu gerçekten?

İçinden geçen yol ucunda karalığın olduğu, dar ve bol ağaçlı olandı. Ağaçların yeşilliği göz boyuyordu aslında ama renkleri doğal gelmiyordu gözüne. Başka türlüydü. Diğer yolda ise aslında onu bekleyen bir ışık, insan vardı. Kalbinin ısısını olduğu yerden hissediyordu. Kalbi, ruhu, tini neyse o içinde boşlukta yer alan şey onu araya doğru çekiyordu. Birden oraya gitmek için içinde bir güç buldu. İlk adımı atmaktı mesele. O ilk adım… Kendimiz olmak için başlamamız gereken o ilk adım. Ahhh... O ilk adım. Atmaya yeltendi ama hareket edemedi. Olduğu yere çakılmıştı. Yansımasına baktı. Kıvırcık saçları daha da uzamıştı, sakalları daha gürdü, teni beyazdı. Olduğu halini seviyordu, sevmek istiyordu. Yansımasına bir kez daha baktı ve ilginç bir şey oldu. Orada kendi yansımasında yanında olmaktan korktuğu insanı gördü. Yanında olmak istediği ama buna izin vermediği kişi ordaydı. Şaşırdı ve ürktü. Etrafına bakındı. Burada mıydı? Geri mi dönmüştü? Ama bunu beklemiyordu. En son onu çok kırmıştı, hayatında istemediğini söylemişti. Ama aslında öyle hissetmiyordu. Neden böyle dediğini, içindeki hangi noktanın bunu söylettiğini bilmiyordu. Aslında istiyordu. Hatta bunu ona da söylemişti. Ya da öyle istediğini sanıyordu. Nasıl emin olabilirdi? Bunca hayal kırıklığının üzerine emin olabilir miydi?

Böyle çelişiyordu kendisiyle. Personaları ona fısıldıyordu, kaçmalısın, kendin olmalısın. Ama aslında o personaları değil miydi kendisini kendi yapan? Ah bu karmaşa derken kapıları hatırladı. O iki kapı. Biri bildiği yoldu aslında. 30 yıl boyunca denediği ve geçtiği. Üzülmeyeceği, hırpalanmayacağı, kırılmayacağı, çok zorlamayacağı, zorlanmayacağı….. Bugüne kadar hep bu kapıdan girmişti. Bu kapı onu yarı yolda bırakmadı, bırakmazdı. Ama yeni bir deneyim de vermeyecekti. Kendi karanlığına doğru gidecekti, yaşayacaktı evet ama işte o kadar. Hem bu sefer diğer tarafı denemek istiyordu, ilk defa kalmak istiyordu, ilk defa güven çeperini aşmak istiyordu. Bir yandan da onu geri çeken şeyler vardı. Kapılara bir kez daha baktı ve bir güvenle daha önce hiç denemediği kapının koluna uzandı ve içeri adım attı. Bir şekilde tanıdıktı burası. Sanki daha önce de gelmiş gibiydi. Bu his hem güzel hem de gergin hissettirdi. Evet ilk defa girdiği bu kapıda şimdi ne yapacağını bilmeden adımlarını atmaya başladı. Çok ilginçti sanki yürümeyi yeni öğreniyor gibiydi. Hafif sendeleyerek dar ve uzun koridordan geçti. Bir sonraki hol biraz daha genişti. Ne kadar yürüdü o da bilmiyordu, sadece yürüyordu ve bundan keyif alıyordu. Yürüdükçe bacakları bu duruma alıştı. Onu daha rahat taşıyorlardı. Daha kötü hissedeceğini düşünmüştü ama sadece düşünmüştü. Kalbinde asıl ne olduğunu biliyordu. Hala bu kararından emin olmasa da, önüne ne çıkacağını bilmeden yürümeye devam etti.

İçinde güzel hisler vardı ancak bir yandan da bilinmezlik hissiyle nefesinin tükendiğini, bir şekilde çıkma isteğinin bedenini sarmaladığını hissediyordu. Bu hisle boğuşmaya karar verdi. Artık geri dönemezdi. Dönmek de istemiyordu. Duvarda bir tablo çarptı gözüne. Tabloda bir kadın vardı. Kadının saçları kıvırcık, yüzü solgundu. Bir yandan bakıldığından mutsuz ancak diğer yandan da mutlu gibiydi. Baktı ancak çözemedi. Anlamlandıramadığı bir his vardı. Bunu da mı anlamlandıramadım diye geçirdi içinde, hafif bir tebessüm etti. Hayatı aslında bu hislerle geçmişti. Bir şeylerin içinde gibiydi ama değil de gibiydi aynı zamanında. Hep bir yanı kaçmak, gitmek, yok olmak isterdi. Hayatı, yaşamayı anlamsız bulurdu. Yaşamak için harcanan çabanın getirileriyle oranlandığında bir hiç olduğunu düşünüyordu. Bundan dolayı kendi kabuğunda ve bildikleriyle yaşamayı tercih etmişti. Bu kapı bildiği yerden ilk olarak ayrılışı, yeni bir benlik oluşturması gibi süreçleri barındıran ilk andı. Bunu kendi için yapmalıydı. Tabloya bakmaya devam etti. Tabloda belli belirsiz kuşlar vardı. Kanatları küçüktü fakat uçuyorlardı. Hah dedi ve güldü. Bir benzerlik görmüştü. Güneşin rengi maviydi tabloda, suyun ise sarı. Tabloyu kimin yaptığını görmek için eğildi, kendi adını gördü. Nasıl yani diye geçirdi içinden. Ne zaman yapmıştı bu tabloyu? Hiç hatırlamıyordu halbuki. Bu durum onu şok etti. Kafası karışık halde yürümeye devam etti.

Neredeydi?

Onu bu kapıya sokma konusunda cesaretlendiren, aşık olduğu, sevdiği, bir şeyler öğrendiği o kadın neredeydi? Halbuki girişte görmüştü.

Kapının ardında bu kadar yolun olacağını tahmin etmemişti. Ancak sandığından daha uzun bir yol olduğunu ve daha da yürümesi gerektiğini anladı. Onu bulmak için bunu deneyecekti. Pes etmeden gitmek istiyordu. Ya da en azından pes etmeyeceğini umuyordu.

Durdu, biraz nefes aldı.

Ve uyudu.

 
 
 

Yorumlar


Yazılarımın direkt mailinize gelmesini istiyorsanız;

Teşekkürler!

© 2023 by Sofia Franco. Proudly created with Wix.com.

bottom of page